Fatiha


.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ﴿١

Rahmân,  Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Rahmân, “merhametin kaynağı, merhameti bol, merhameti sonsuz, özünde merhametli”; Rahîm ise, “merhametli, acıyan, işinde merhametli olan” şeklinde anlamlandırılabilir. Kur’an’da birkaç örnek kullanım hariç geri kalan bütün ayetlerde Yüce Allah’ın sıfatları arasında vav bağlacı kullanılmamaktadır. Bunun sebebi her sıfatın birbiriyle anlam ilişkisinin bulunmasıdır.)

.اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢

 اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣

 مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤

Hamd (övgü); Rahmân, Rahîm, hesap gününün sahibi, âlemlerin de Rabbi olan Allah içindir.

Kur’an’da hamd ile başlayan beş sure vardır ki biri de bu suredir. (Fâtiha, En‘âm, Kehf, Sebe’, Fâtır)

(HAMD) “Övgü” anlamına gelmekte olan hamd, Yüce Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Gerçek hamd sadece O’na layıktır. Ayette ahmedü “hamd ederim” denilmeyip de el-hamdü “hamd” denmesinin muhtemel nedeni, bu ifadenin daha kapsayıcı oluşundandır. İsrâ 17:44’te belirtildiği gibi başka yerlerde, başka zamanlarda ve başka varlıklar tarafından Yüce Allah daima hamd ve tesbih edilmektedir.

İSRA-44. Yedi (kat) gök, yer ve bunlardaki herkes, O’nu (Allah’ı) tesbih eder (yüceltir). Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamdiyle (övgüyle) tesbih ediyor (yüceltiyor) olmasın, ancak siz onların tesbihini (yüceltmesini) anlayamıyorsunuz. Şüphesiz ki O hoşgörülüdür, çok bağışlayandır.

Rab: Rab kelimesi, Yüce Allah’ın kendi dışındaki bütün varlıkların sahibi olduğu, onları yetiştirdiği, eğitip terbiye ettiği, onları sahipsiz bırakmayacağı, bütün yaratılmışların sığınağı olduğu, kullarını koruduğu ve başka arayışların batıl olduğu anlamlarına gelmektedir. Yüce Allah’ın göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin Rabbi olduğuyla ilgili diğer ayetler: Meryem 19:65; Şu‘arâ 26:24; Sâffât 37:5; Sâd 38:66; Duhân 44:7; Câsiye 45:36.

Kur’an’da 13 kez geçen yevmu’d-dîni “din günü, hesap günü” tamlaması ahirette yaşanacak yedi aşamanın genel adıdır. Bu aşamalar;

1-diriltilme,

2-Toplanma,

3-Allah’a arz olunma,

4-bilgilendirilme,

5-sorgulanma/yargılanma,

6-değerlendirilme,

7-ödül veya azapla buluşturulma yani cennete veya cehenneme sevk edilme” şeklinde gerçekleşecektir. İşte o günün tek hüküm sahibi Yüce Allah’tır. Herkes O’nun huzurunda yargılanacak ve kararlarını hiç kimseye danışmadan verecektir.

Yevmüddin kelimesi Fatiha 2. Ayetinde yer alırken açıklaması İnfitar süresi 17 18 19 ayetlerde yapılmıştır.

.وَمَآ اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۙ ﴿١٧

17 Hesap gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!

.ثُمَّ مَآ اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ﴿١٨

18 Evet! O Hesap gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!

.يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـًٔاۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ ﴿١٩

19. O gün, kimse kimse için herhangi bir şeye (yetkiye) sahip olamaz. O gün, yetki yalnızca Allah’a aittir.

.اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥

5. (Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

Fâtiha’nın 5. ayeti, dua etmeden önce fedakârlığın zorunlu olduğunu gösterir. Tıpkı Fâtır 35:10’da belirtildiği gibi, “güzel sözler Allah’a yükselir; (ancak) onları Allah’a yükselten şey ise salih ameldir.” İşte Fâtiha 1:5’teki ilk cümle “salih amele”, ikincisi ise “dua ve isteğe” karşılık gelmektedir. Bu ayet Müslümanlara, “ben adına, tek kişi için veya ferde yönelik” değil, “biz adına, hepimiz için, toplum menfaatine yönelik” isteklerde bulunmayı; sadece kendileri için değil, başkalarıyla beraber ve onların da hayrına yaşamayı öğretmeyi amaçlamaktadır. Burada “yalnızca Allah’tan yardım istemek” ifadesindeki maksadı, Yüce Allah’tan başka varlıklardan ilah anlamında yardım istenmemesi şeklinde anlamak gerekmektedir. Yoksa günlük insani ilişkilerdeki yardımlaşmayla ilgili herhangi bir yasak elbette söz konusu değildir. Çünkü Mâide 5:2’de “iyilik ve takvada yardımlaşmak” emredilmektedir. Dahası bir rivayette Hz. Peygamber’in de şöyle bir beyanı yer almaktadır: “Herhangi bir kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da o (yardım eden) kulun yardımındadır” (Müslim, Zikr, 38). Verilmek istenen mesaj şudur: Başka hiçbir varlık ilah anlamında kulluk edilmeye ve bunun sonucunda kendisinden yardım istenilmeye layık değildir. Bu nedenle biz sadece ve sadece Yüce Allah’a kulluk ederiz ve sadece O’ndan yardım isteriz. İşte ayette vurgulanan husus da budur. İnsanın doğru yolu bulması ve hayatını doğru yol (hidayet) üzere sürdürmesi, ancak Yüce Allah’ın lütfuyla mümkündür. Keza, insanın davranışları dolayısıyla sorumluluğu da esasen Yüce Allah’a karşıdır. Bu sorumluluk bağlamında da sadece Allah’tan yardım dileyebiliriz ve dilemekteyiz. Fâtiha suresindeki “ancak senden yardım dileriz” mesajıyla uyumlu olacak şekilde birinci Kunut Duası’nın ilk cümlesini de bu içerikte anlamak gerekir. Bunun pratik sonucu olarak, hidayet için Allah’tan başka hiç kimseden yardım dilenilemez; keza, sorumluluktan kurtulmak için hiç kimseden şefaat dilenilemez. Ancak bu inancımız, bizim herhangi bir insandan şefaat dilememizi caiz kılmaz. Dua, ancak ve ancak Yüce Allah’tan dilemeyi gerektirir.

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّآلّ۪ينَ ﴿٧

Bu ayetin açılımı olan Nisâ 4:69’da da belirtildiği gibi, Yüce Allah’ın nimet verdiği insanlar şu dört gruptur: en-Nebiyyûne “peygamberler”; es-sıddîkûne “gerçeği onaylayanlar”; eş-şühedâu “hakka şahit olanlar” ve es-sâlihûne “inancıyla davranışı bir olanlar, yanlışları düzeltenler.” Aynı ayette Yüce Allah’ın belirttiğine göre, bu dört grup insan “güzel arkadaşlardır. Mahşerde azaptan kurtulmak isteyenler dünyada bu grupların son üçü arasında olmaya çalışmalıdırlar. İlk grup, yani peygamberlik kurumu, Hz. Muhammed ile sona erdiği için, dünyada yaşarken geri kalan üçüne katılmak hedef olmalıdır. Bunu başarmanın ödülü mahşerde onlarla arkadaş olmaktır. Kur’an Yüce Allah’ın bir nimetidir; ihsanıdır. Kur’an’a göre vahiy bir nimettir (Mâide 5:3; Duhâ 93:11); ruhu canlı ve anlamlı tutan bir rızıktır (Vâkı’a 56:82). Yüce Allah’ın nimet vermesi, vahyi ihsan etmesidir ve bu bir “sonuçtur; “sebep” ise onu hak etmektir. Nimetle buluşmak isteyenler Kur’an’a sarılmalı ve onun ilkeleriyle hayatı yaşamalıdırlar. Böylece Yüce Allah’ın ihsanı ve ikramıyla nimet ihsan ettikleri arasına girerler.

Bu ayetler “Bizi doğru yolda; kendilerine nimet verdiklerinin yolunda sabit kıl ki onlar, senin gazabına yol açacak amellerde bulunmayan ve doğru yoldan sapmayanlardır” şeklinde de tercüme edilebilir. “Kendilerine gazap edilenler” ifadesi, ilk insan neslinden Son Saat’e kadar gelecek olan ve ilahi gazabı hak eden herkestir; bunların içinde gazaba uğratılmış inkârcı Yahudiler de elbette vardır. “Sapıklıkta kalanlar” ifadesi de benzer şekilde hakka karşı inanç şaşkınlığını tercih eden ve gerçeğin karşısına dikilenlerdir; şaşmakla kalmayıp şaşırtmaya çalışan ve yoldan çıkmışlıkla nitelendirilen herkestir. Elbette bunların içinde bu özellikteki Hristiyanlar da vardır. Benzer özelliklerin sahibi olan herkes bu hitabın muhatabıdır. Nisâ’ 4:69’da sayılan dört grup, hakkı, istikameti ve doğruyu temsil etmektedir; geride kalan “gazaba uğratılmışlar ve sapıklıkta kalanlar” ise kaybeden herkesi içermektedir. Bunları sadece bazı Yahudiler ve Hristiyanlar olarak yorumlamak, ayetin evrensel mesajını daraltmaya neden olur. Surenin indirildiği dönemde Mekke’de Hz. Peygamber’i ciddi anlamda rahatsız edenler arasında Yahudiler ve Hristiyanlar yoktu ki bu ifadeler öncelikle ve özellikle onlarla ilgili olarak gelmiş olsun.

MYB


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *