İKRA-ALAK


اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ

Bu ayetteki emir vahyin ilk buyruğunu oluşturduğu için, henüz herhangi bir metnin olmadığı bir ortamda buradaki kıraat emrini bilinen anlamda “okumak” değil de daha çok “anlamak, düşünmek, idrak etmek, yaratılana bakarak Yaratan’ı bulma çabası” anlamında entelektüel bir faaliyet olarak yorumlamak gerekmektedir.

.خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ﴿٢

2. O, insanı ‘alaktan (embriyodan) yarattı.

‘Alak/‘alakah “asılı duran şey, yapışkan şey, embriyo” kelimesi Kur’ân’da beş kez (Hacc 22:5; Mü’minûn 23:14; Mü’min 40:67; Kıyâmet 75:37-38; ‘Alak 96/2) zikredilmektedir. ‘Alak 96/2’de “Allah, insanı asılı/yapışkan bir varlıktan (embriyodan) yarattı” beyanına yer verilmektedir. İşte bu ve benzer âyetlerde geçen ‘alak/‘alakah kelimeleri “embriyo” manasına gelmektedir ve insanın “embriyolojik süreci”nin bir aşamasını ifade etmektedir.

.اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ ﴿٣﴾

3. Oku! Rabbin en cömert olandır!

.اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ﴿٤﴾

4. Kalemle (yazmayı) öğreten O’dur.

.عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ ﴿٥﴾

5. İnsana bilmediğini (O) öğretti.

.كَلَّآ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ ﴿٦﴾ اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ ﴿٧﴾

6-7. Hayır! Şüphesiz ki insan, kendini zengin (ihtiyaçsız) gördüğü için azar.

Burada kendini yeterli, ihtiyaçsız ve sorumsuz görenlerin elbette azgınlaşacağı uyarısına değinilmektedir.

.اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ ﴿٨﴾

8. Şüphesiz ki dönüş, yalnızca Rabbinedir.

.اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ ﴿٩﴾ عَبْدًا اِذَا صَلّٰىۜ ﴿.١﴾

9-10. Salât (ibadet) ederken bir kulu engelleyeni gördün mü!

Burada ibadete duran, ibadetle meşgul olanların hiçbir şekilde engellenmemesi gerektiğine dikkat çekilmektedir.

.اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ ﴿١١﴾ اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ ﴿١٢﴾

11-12. (Ey Peygamber!) Gördün mü (düşünsene)! O (nankör kişi), doğru yolda olsa yani sorumlu davranmayı emretse (nasıl olurdu)!

‘Alak 96:11-12. ayetlerdeki hitap “nankör insana yönelik” olarak da yorumlanabilir. Bu durumda tercüme şöyle olur: “Gördün mü? (Bir düşünsene:) Ya o (kul/Peygamber) doğru yol üzerindeyse veya takvâyı (duyarlılığı) emrediyorsa?” Ancak biz maksadı her üç hitapta da muhatabın Hz. Peygamber olduğu şeklinde anlamaktayız.

Buradaki ev edatına “veya” manası değil de açıklama anlamında “yani” manası vermek bu cümlenin önceki cümleyi açıklamak için getirildiği mesajını ortaya koymaktadır. Hidayet üzere olmak takvâyı yani duyarlılığı emretmeyi gerektirir.

.اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ﴿١٣﴾

13. Gördün mü (düşünsene)! O (nankör kişi), yalanlayıp yüz çevirirse (böyle devam ederse durumu nasıl olacak)!

.اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰىۜ ﴿١٤﴾

14. Şüphesiz ki Allah’ın gördüğünü (bu adam) bilmez mi!

.كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِۙ ﴿١٥﴾

15. Hayır! Bundan vazgeçmezse (onu) perçeminden yakalayacağız!

Buradaki le nesfe‘an fiilinin sonundaki tenvîn, şeddesiz nun (te’kîd nunu) yerindedir. Benzer bir kullanım da Yûsuf 12:32’de le yekûnen fiilinde söz konusudur. Bu iki tenvin, bu kelimelerin isim değil, anlamı pekiştiren konumda fiil olduklarını göstermektedir. “Perçeminden yakalama/tutma” ile ilgili benzer ayetler: Hûd 11:56; Rahmân 55:41; Alak 96:16.

.نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ ﴿١٦﴾

16. O yalancı, günahkâr perçem(in)den!

Bu ayet Hûd 11:56, Rahmân 55:41 ve ‘Alak 96:15. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Bu ayet, inkârcı/nankör insanın gerçeği yalanlama ve dinen yasaklanan davranışlarda bulunma kararını aldığı beynin frontal (ön) lobunu işaret etmek için kullanılan “perçem” ifadesini içermekte ve böylece konuyla ilgili bilimsel bir gerçeği mucizevî bir şekilde ortaya koymaktadır. Zira beynin ön lobu perçemin döküldüğü alına denk gelen kafatası bölümünün içerisinde yer alır. Yüce Allah’ın bütün canlıların “perçemlerinden yakalaması/tutması” onların tüm karar ve eylemlerinden haberdar olmasını ve onlara hâkim olduğunu içermektedir.

.فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ ﴿١٧﴾

17. (O), meclisini (destekçilerini) çağırsın!

.سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ ﴿١٨﴾

18. İleride biz de zebanileri çağıracağız!

.كَلَّاۜ لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ﴿١٩﴾

19. Hayır! Ona itaat etme! (Rabbin için) secde et ve (O’na) yaklaş!

Bu ayet Kur’an’daki 14 tilavet secdesinden birisidir. Secde ayetleri: A‘râf 7:206; Ra‘d 13:15; Nahl 16:49; İsrâ 17:107; Meryem 19:58; Hacc 22:18; Furkân 25:60; Neml 27:25; Secde 32:15; Sâd 38:24; Fussilet 41:37; Necm 53:62; İnşikâk 84:21; ‘Alak 96:19.

“Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır” (Müslim, Salât, 215) hadisinin kaynağı bu iki emir olabilir. ‘Alak suresinin 15 ve 16. ayetlerinde sözü edilen “yalancı ve hata yapan perçem (alın)” ifadesinde beynin ön lobunun karar merkezi oluşunun karşılığında bu defa ‘Alak 96:19. ayette secde ve hakka yakınlaşma emri zikredilmektedir. Müminlerin Yüce Allah’a has olarak gerçekleştirdikleri secdelerinde, insan iradesinden sorumlu en önemli beyin bölgesine (beyin ön lobuna) komşu alınlarını yere koymaları, kendi iradeleriyle (bilerek ve isteyerek) O’nun huzurunda kulluklarını göstermeyi ve sadece Yüce Allah’ın huzurunda eğilmeyi ifade etmektedir. “Yalanlayan ve hata yapan perçem”in yani beynin ön lobunun davranışının bir anlamda tevbesi gibi görebileceğimiz şekilde aynı bölgenin vücudumuzun dışındaki en yakın yeri olan alnımızı yere koyarak yani secde ederek söz konusu yanlışlara düşmeme kararlılığında olduğumuzu irademizle ortaya koymaktayız ki bu durum Kur’ân’daki ifadelerin bir anlamda simetrik anlatımının da harika bir örneğini oluşturmaktadır.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *